Malumu olduğu üzere yaz tatiline girilmeye başlandığı şu tarihlerde okullarda son sınıf öğrencilerinin mezuniyet törenleri düzenlenir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm eğitim seviyelerinin son sınıflarında beraber oldukları süreci unutturmayacak anılarla dillendirilen çeşitli etkinliklerin yer aldığı programların icrasıyla öğretmen, öğrenci ve veliler düzenlenen bu programlarla unutulmayacak anılar içinde bulur kendilerini.
Biz de 19 Mayıs 2026 Salı günü Ankara Altındağ Yıldırım Beyazıt Fen Lisesi ilk mezunlarına yönelik tertip edilen mezuniyet programına veli olarak iştirak ettik.
Dört yıl önce Ankara’da açılan yeni fen liselerinden biriydi Altındağ Yıldırım Beyazıt Fen Lisesi. Çiçeği burnundaki bu okulumuz, rüştünü ispatlamış deneyimli öğretmen kadrosunun ihya ettiği aynı isimdeki Anadolu Lisesinin fen lisesi programına alınmasıyla aynı yerleşkede hayat bulan bir fen lisesiydi.
Oğlum bir Osmanlı hayranı olduğu için tercihini “Yıldırım Beyazıt” isminden dolayı hem de araştıramadan bu fen lisesine yapmıştı. Kayıttan sonra dönemin okul müdürü Ali Özay bey’in bilgilendirmesinden derslere girecek öğretmenlerin ekstra sebepler olmadığı sürece lise birinci sınıftan son sınıfa kadar değiştirilmeden devam edeceklerini öğrendiğimizde verilen kararın devamı halinde uygulamanın eğitime bir değer katacağını o gün anlamıştık. Öğretmen değişikliğinin öğrenci üzerinde bıraktığı olumsuz etkinin nasıl olduğunu tahmin etmek zor değildir. Bu kararın rotasyon nedeniyle müdür değişikliğine gitmesi sonrasında da devam ettiğini görmemiz bir hayli sevindirici oldu. Aklın yolun birdir ilkesi gereği Ali Özay’dan sonra bayrağı devralan Mustafa Durak beyin de aynı çizgiyi takip ederek eğitimin kalitesini arttırma yolunda bir gayretin içinde olması okul için bir değer olmuştur.
Gerçekleşen mezuniyet programı açılış konuşmasında okul müdürü Mustafa Durak, sunduğu hitabında eğitimde idealist yaklaşımın nasıl olacağını, bunun okul idaresi, öğretmen, öğrenci ve veli işbirliği üzerinden verdiği açıklamalarla yaptığı izahatında bulduk. Öğrenci başarısının temelinde idare, öğretmen ve velinin üç koldan verdikleri bir emeğin ürünü olduğunu belirterek öğrencilerine şu unutulmaz nasihatleri veriyordu: “Başarı sabır, çalışma ve inançla elde edilir. Hedeflerinizi belirleyin, tutkularınızı takip edin ve asla pes etmeyin. Siz dürüst, ahlaklı ve kendisine güvenen bireyler olarak bu ülkeye değerli hizmetlerde bulunacaksınız. Biz de sizlerin göstereceği başarısıyla övüneceğiz, gurur duyacağız. İşinizi zamanında ve doğru yapmak, disiplinli ve düzenli çalışmak yaşam felsefenizin bir parçası olsun. Hayatınız boyunca daima haktan, adaletten, barıştan, sevgiden, saygından, paylaşmadan ve yardımlaşmadan yana olun. Bu değerlerin savunucusu olun. Bu ülke için umut olun.”
Okul müdürünün bu nasihatleri öğrenciye yaklaşımlarında nelere dikkat ettiklerinin, nasıl bir emek verdiklerinin aslında haritasını çiziyordu. Kalben bir daha mutmain olmuştuk. Evlatlarımız emin ellerdeydi.
Bu kaliteli eğitim biçimi öğrencilerin davranışlarına da yansıyordu. Okul birincisi kız evladımızın öğrenciler adına yaptığı konuşmanın biçim ve içeriğinde dört yıllık lise eğitimlerinin kazanımlarını tek tek görebiliyorduk.
Müzik öğretmeni Recep Dereli beyin programın akışında seçtiği müzik parçaları ve sergilemede gösterdiği asil davranışları bir bakıma maarif modelinin canlı halinin bir tezahürüydü.
Batının değil, bu toprağın bağrından gelen Neşet Ertaş’ın güftesinden sunulan müzik dinletisi ve beraberinde sahne alan öğrencilerin halk oyunlarımızı sergilemelerindeki asil duruşları okulun akademik başarısı ile öğrencilerini toplumla nasıl barışık hale getirdiğinin bariz örneğiydi.
Okulun eğitimdeki bu yaklaşımı, güzel evlatlarımızın kıymetini artırmada onları, teknik ve teknoloji alanında ileri seviyeye çıkarırken, milli ve manevi yönden sağlam temelli yetişmelerini sağlamada; güçlü bir ruh ve beyinle mücehhez olacakları ve adına “ Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” dediğimiz bir eğitim müfredatına geçişimizin ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.
Maarif Modeli, milli ve manevi değerleri öne çıkararak bir neslin yetişmesini merkeze alan ve akademik başarısını yükselten bir eğitim sistemidir.
Okulun matematik dersi öğretmeni Ali Ergin. Matematik dersi Fen lisesinin sayısal temel dersi olduğu için öğretmenine çok görevler düşer; fizik, kimya ve biyoloji gibi. Öğrenciyi okula ısındıracak da bu sayısal derslerdir, yine soğutacak da yine bu derslerdir. Ders soğutmaz aslında, sıcaklığı öğretmeninden ileri gelir. Dört yıl boyunca sınıf öğretmenimiz matematik dersi öğretmeni Ali Ergin idi. Ciddi ve disiplinli yönü dikkat çeken bir öğretmen. Pandemi dönemi öğrencileri olmaları hasebiyle çocuklarımız liseye hazırlanırken derslerine bir süre online üzerinden çalıştıkları için ev ortamında uzattıkları saçlarla kayıt olmuşlardı fen lisesine. Adeta kutsadıkları saçlarına dokunulmasını istemeyen bir nesil peydah olmuştu pandemi döneminde. Ve bu öğrencilere nasıl davranılacaktı. Biz anne babalarına saçlarına müdahale ettirmeyen yavrularımız nasıl bir uygulama ile karşılaşacaklardı. Okulun yanlış bir yaklaşımı hayatlarını olumsuz etkilemesi anlamına gelecekti. Haliyle incitmeyen bir disiplinle yaklaşım olmalıydı ki öğrenci kazanılsın. Zaman zaman yapılan uyarılara rağmen saçına dokundurtmayan çocuğum o haliyle matematik öğretmenine verdiği selamının “öğretmenini dinlemeyenin selamı alınmaz” sözüyle reddini bulur Ali öğretmenimizden. Nasıl bir gönül dokunmasıydı ki bu, okul çıkışında bulur kendisini berberde ve tam da öğretmeninin istediği şekilde kestirir saçını. Anladım ki Ali öğretmeni gönlünde taht kurmuştu çocuğumun. Tam da istenen bir saç modeliyle ertesi gün okula gider ve o ana kadar uzun saçından dolayı Ali öğretmeninden kaçan çocuğum o gün öğretmeninin peşine düşer; görsün kendisini diye. Görür ve selam verir öğretmenine ve verdiği selam en içten duygularla misliyle karşılığını bulur. Böylece disiplin adına atılan bir adım, o an kazanılan bir gönle dönüşmüştü.
Ecdadımızın ilim talebi için girdiği meclislerde karşılaştıkları “illa edep” düsturunun mücessem hali vardı bu öğretmen öğrenci ilişkisinde.
Ali öğretmenimiz üzerinden verdiğim bu örnek aslında bu okulun öğrencilere yaklaşımının genel felsefesini ifade ediyordu. Zaman zaman katıldığımız veli toplantılarında tanışma imkânı bulduğumuz bu okulun her öğretmeni bir eğitim abidesiydi. Dört yıl boyunca bu yıl mezun olan çocuklarımızın dersine giren;
Fizik deyince Tahir ŞENTÜRK,
Kimya deyince Ersoy YILDIZ,
Biyoloji deyince Ömer ÇİÇEK gibi tüm sayısal derslerin kıymetli öğretmenleri;
Edebiyat deyince Orhan ÇAKAR,
Coğrafya deyince Mustafa GÜNAL,
Tarih deyince Erol ZEYREK,
Din kültürü deyince Orhan TOKUL ve
Felsefe deyince Serpil TATAR gibi sözel derslerin kıymetli öğretmenleri;
Resim deyince Halil COŞKUN,
Müzik deyince Aslı Ceren ZÜNGÜN,
Beden deyince Nazmi ÖZMEN ve
Bilişim deyince de Hayrullah Burak ÖCAL gibi yetenek dersi öğretmenleri;
İngilizce deyince Birol SANCI ve
Almanca deyince Azamet YILDIRIM gibi dil dersleri öğretmenlerimiz gelir her velinin aklına.
Her birinden tatlı hikâyeler dinledik. Bu güzelim okulda, çocuklarımızın başarısı işte bu dokunan nahif ellerin bir eseridir.
Öğrenci mezuniyetiyle dört yıl emek verdiği bu okulda emekli olacak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi öğretmeni Orhan Tokul beyin yaptığı duygusal konuşma ve akabinde öğrencileri için yaptığı dua, akademik seviyesi yüksek beyinlerin maneviyatlarının ihmal edilmediğini gösteren bir fotoğraftı.
Programın hazırlanışını üstlenen Edebiyat dersi öğretmeni Orhan Çakar ve Fizik dersi öğretmeni Tahir Şentürk beylerin verdiği emek asla unutulacak gibi değildi.
Öğrencilerin bir alt sınıftaki arkadaşlarına devrettikleri bayrak ve sancak töreni kesiti başka bir heyecan unsuruydu.
Her şubenin sahneye çağırılan öğrencilerin belirgin özelliklerinden dem vurularak takdim ediliş sahnesi öyle zannediyorum ki her veliyi onurlandırmıştır.
Hiçbir detayın gözden kaçmadığı bu güzel programda veliler adına konuşma teklifini Orhan Çakar beyden aldığımda bir onur telakki ettim kendime. Bu onur, okulun idealist öğretmenleri arasında bir anda olsa bir eğitimci kimliğimle bulunmaktan ileri geliyordu.
Maarif Modeli, milli ve manevi değerleri öne çıkararak bir neslin yetişmesini merkeze alan ve akademik başarısını yükselten bir eğitim sistemi olgusuna vurgu yapmak ancak bu güzel programa yakışacaktı.
Veli ve öğrencilerle göz göze geldiğimde, karşımda bin yıl dünyaya hükmeden bir milletin torunlarını görür gibiydim. Millet olarak hiçbir zaman devletsiz kalmayışımız asaletimizden ileri geliyordu. Dünya yeni bir düzenin arefesini yaşarken millet olarak dünyaya nizam verecek bir güçte olduğumuzun bilinmesi gerekiyordu. O gücümüzü de kıymetli evlatlarımızdan alıyoruz.
Bu eğitim sistemiyle hedeflediğimiz ve hayalinde olduğumuz gençlik nasıl olmalıydı…
“Ey Türk Gençliği!” hitabıyla başlayan ve aklını nefsine değil, kalbine bağlayan bir gençlik.
Gücünü asil kanından alan; dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...
İzleri takip eden değil, iz bırakan ve “zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda muasır bir gençlik.
Dahili ve harici bedhahlara aldırış etmeden “zifiri karanlıkta gerçeği görecek kadar gözü keskin bir gençlik...”
Geçmişinden ilham alıp geleceği inşa eden bir gençlik.
Arkasına bakmadan ileriye atılan bir ok gibi “Kızılelma ”da hedefini bulan bir gençlik.
İlim Çin'de de olsa peşinde koşan bir gençlik.
Ruhunu Hira'dan, bedenini Tanrı Dağından alan bir gençlik.
Olimpus Dağı'nın Sodom Gomore gençliğine özenen değil, bin yıllık geçmişine meftun bir gençlik.
Kurtuluş Savaşında başlayan duruşuyla mazlumdan yana bir gençlik.
Mevlana’nın Pergel metaforundaki sabit ayağıyla “kendi değerlerine bağlı”, hareketli ayağıyla da “bağnazlığa düşmeden dünyayı anlayan ve evrensel bilgiye ulaşan” bir gençlik.
"İncinse de incitmeyen" düsturuyla Hac-ı Bektaşı Veli’nin; "Bir olalım, iri olalım, diri olalım" nasihatine muhatap olmuş “Her ne arar ise kendinde arayan" sonra da “Eline, diline, beline sahip olmayı” şiar edinen bir gençlik.
Gönül kırmamayı ve alçakgönüllülüğü "İlim, kendini bilmektir" diyen Yunus Emre’nin "Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü" ilkesinde arayan bir gençlik.
İşte hayalinde olduğumuz gençlik böyle yetişen gençlik olabilirdi ancak.
İşte geleceğimizin mana mimarı olan gençlik bu nitelikleri taşıyacak gençliktir.
Ahlaksızlık girdabına mani olacak gençlik yetişmeliydi.
Mana alemine meftun ve onu taşıyan bir gençlik vardı hayalimizde işte o gençlik böyle bir gençlik olacaktır.
Çünkü küllerinden yeniden doğuşu ifade eden “Anka kuşu” misali, bir kanadı milli ve manevi değerlerle bir kanadı da bilim ve teknoloji ile buluşan çift kanatlı bir gençliktir arzuladığımız.
Bu manada Altındağ Yıldırımbeyazıt Fen Lisesi işte milli ve manevi çizgide seyreden bir çizgide akademik başarılara imza atan bir eğitim kurumumuzdur.
Mustafa SALİM
24 Mayıs 2026 Ankara/Altındağ