Server Derneği çatısı altında İlim, Kültür ve Sanat Vakfı (İlk-Sav)'nca Millî Eğitim Bakanlığı ile imzalanan bir protokolle 14-15 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleşen Ufka Yolculuk Kültür Yarışmasında dereceye giren adayların ödülleri 4 Nisan 2026 Cumartesi günü canlı yayında yapılan bir törenle sahiplerini buldu.
Bu yıl ki yarışma ilkokul, ortaokul, lise, yetişkin ve ilahiyat olmak üzere beş kategoride gerçekleşti.
Bu yarışmada konusu “İnanç” olan ve Milli Eğitim Bakanlığından alınan onayla ilkokul kategorisinde “Kuşların Çağrısı”, ortaokul kategorisinde “Tevhid Muhafızları”, lise kategorisinde “ Gördüğüme Görmediğime”, yetişkin ve ilahiyat kategorisinde “Nasıl İnanmalı” isimli tüm kitaplar Prof. Dr. Temel Yeşilyurt’un kaleme aldığı Master kitabından esinlenerek hazırlanmış ve yarışmacılarının istifadesine sunulmuştur.
Arka planda canhıraş bir emeğin sarf edildiği yarışmanın kayıtları 29 Eylül 2025’ta başladı yapılan sınavların sonuçları 28 Mart 2026’da açıklandı. Deneme sınavı 8 Şubat 2026’da yapılan yarışmanın asıl sınavları da 14-15 Mart 2026’da gerçekleşti. Büyük bir titizlikle sürdürülen süreç bir emeğin ürünüydü.
Bu yıl 825 bin adayın yaptığı müracaatla büyük bir ilgi gören yarışma adeta okuma seferberliği haline geldi.
Böylece kaybedeni olmayan bir yarışma olduğu hususu iddiadan da öteye geçerek gerçek bir zemine oturmuş oldu.
Hedefi okuma kültürünü yerleştirmek olan yarışmanın amacı;
İnancımıza ve kültürümüze uygun davranış kurallarının öğrenilmesi, benimsenmesi ve uygulanmasına katkıda bulunmak,
Doğru inancı, doğru düşünceyi ve güzel ahlâkı öğreten güvenilir eserlerin okunmasını sağlamak,
Okuma alışkanlığının istenilen düzeyde olmadığı günümüzde; okuyan, düşünen ve okuduklarıyla hayatına yön veren bireylerin yetişmesini salık kılmak” oluşuyla dikkat çekiciydi.
Bilindiği üzere okumak, bilimsel bilginin kazanımında olmazsa olmazlarından addedilen en büyük unsurdur. Tahsil hayatına adını veren bir olgudur. “Okudun mu” denir ilim irfanla uğraşanlara. Ne okuyorsun”dan tutun da “nerede okuyorsu”na varıncaya kadar ilim ve bilimle uğraşının özel adı olmuştur okumak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle düzenlenen müfredatın amacı da milli ve manevi yönden iyi yetişmiş bir neslin hedeflendiği noktasından yaklaşıldığında bu yarışmanın nasıl büyük bir boşluğu doldurarak eğitime katkı sağladığını görmüş oluruz.
Anadolu irfanının yeniden şahlanmasının alt yapısını oluşturması bakımından da dikkate değer bir yarışma olmuştur.
Bir yerde bu yarışmanın felsefesi okumak üzerine bina edilmiştir de diyebiliriz. Özellikle bol bol verilen ödülleri bunun kanıtıydı. Bu husus sunucunun da dikkatini çekmiş olmalıydı ki “ödül vermek için her fırsatı değerlendirmişsiniz” espirisiyle bir geçeğin altını çizmişti. Sunucu, yarışmanın organizatöründen “maksat okuma kültürünü kazandırmak olunca yarışmanın cazip hale getirilmesi gerekiyor” diye karşılık buldu esprisine.
Okumak uğruna neler feda edilmez ki…
O yüzden ödüllendirilmeler cömertçe oldu. Allah cömerttir cömerdi sever.
Her gategorinin ilk üçü “Umre” ile ödüllendirilecekti ve programda bu ödüller açıklandı.
Milli eğitim, STK ve bağımsız kişilerden oluşan takım lideri uygulamasında en fazla aday kaydını yapan her gurubun ilk üç kişisine de umre ödülü verilirken üç takım liderine de çekilişle umre ödülü verildi.
STK görevlilerine yine ikisi bayan ikisi erkek olmak üzere çekilişle umre ödülü verildi.
Çekilişle umre ödülü alan beş kategoride yarışıp da derece almayanların isimleri açıklandığında programın en heyecanlı kısmını izliyorduk.
Toplamda 46 kişi bu vesileyle umre ödülünü hak etmişti. Buna ek olarak yaşı küçük olanla ayan adayların zorunlu olarak refakatçı olarak yanında götürecekleri yakınlarının da umre harcamalarının yarısı karşılanacaktı.
İlk üçten sonrakilere verilen Türkiye geneli ile il bazındaki ödüller de sahiplerini buldu.
Sunucunun dikkatini çekecek kadar varmış dedirten bir ödül furyası yaşandı.
Geçmişi on üç yıl öncesine dayanan Ufka Yolculuk Kültür Yarışması adeta bir okuma seferberliği niteliği kazanmış oldu.
Okumak başlı başına bir kazanımdır. Dijital teknolojinin sarmaladığı şu yüzyılımızda kitap okumaya yönlendiren her çalışma önemlidir. Güvenilir kaynaklara ulaşarak doğru bilgi ancak bu şekilde kazanılır. Doğru bilgi doğru istikamet demektir. Dinimizin ilk emri okumaktır. Böylece Rabbimize verdiğimiz ilk sözün de hatırlatması bu yolla gerçekleşecektir.
İslam aleminin dahili ve harici düşman unsurlarca nasıl bir abluka altına alındığını göz önüne getirdiğimizde halkımızın yediden yetmişe doğru bilgilerle mücehhez edilmelerinin ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu daha açık ve net anlarız. Modernistçi İslami yaklaşım mensuplarınca sünnetin, mezheplerin ve tasavvufun nasıl ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir ortamdan, Epstein denen zamane deccalinin tüm insanlığı ahlaksızlığın girdabına almada nasıl canhıraş bir gayretin içinde olduğu bir dünyaya şahit olduğumuz şu zamanda doğru kaynaklardan elde edilen doğru bilginin mutlaka her insana ulaştırılmasının nasıl gerekli olduğunu bir kez daha anlamış oluyoruz. Biri kiri diğeri nuru akıtan olukların var olduğu şu fani dünyada çocuklarımızı kirlerden arındırmanın bir vesilesi oluşuyla Ufka Yolculuk Kültür Yarışmasının değer ve kıymeti bu bakımdan çok önemlidir.
Programın akışında en küçük yarışmacı ile en yaşı yarışmacının duygularını ifade edişleri bir başka güzellikteydi.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bir hanıfendinin takım liderliği yaparak öğrenci kaydederken “neden ben de katılmıyorum diyerek” katıldığı yarışmada umre ödülünden de öte okuduklarından nasıl istifade ettiğini ve kitabı okurken nelere dikkat edilmesi gerektiğine daire sarf ettiği sözleri başlı başına birer kazanımdı.
Hele hele canlı yayına bağlanan diş hekimi bir hanımefedinin yoğun çalışmasına rağmen sesli kitap dinleyerek hazırlanıp sınava girdiğini söylerken sergilediği örnek davranışlar işe gidiş gelişlerde bile zamanın nasıl değerlendirilebileceğinin örneğini veriyordu biz izleyenlere.
Hele hele kitabı defalarca okuyup nasıl hazırlandığını ifaden yarışmacıya kaç defa okudun diye sorulduğunda 29 kere bitirdiğini daha sonra da hatırlamadığı sayıyla ne kadar okuduğunu hatırlamadığını söylemesi aslında bir yerde kitapta yer alan bilgilerin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyordu.
Oyun ve eğlencelerle hedefinden saptırılmış, gayesini unutmuş insanımıza ulaşmak bir tebliğ görevidir.
Birbirinden heyecanlı anıların anlatımıyla geçen ve yarışmanın anlam ve önemini içeren muazzam programı izlemek isteyenlerin şu linki ziyaret etmeleri faydadan beri olmayacaktır.
https://www.facebook.com/share/v/1CMjRbijdT/
Programın kapanış komuşmasında söz verilen Ufka Yolculuk Yarışmasının Genel Koordinatörü Süleyman Çakmak:
“Bu yarışmaya gönül veren sahadaki tüm kardeşlerimize tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. 81 ilde 922 ilçede binlerce insan gönül ve on binlerce insan omuz verdi bu çalışmaya. Takım liderlerinden komisyon üyelerimize varasıya kadar herkes canla başla, herhangi bir maddi karşılık beklemeden çalıştılar ve koşturdular. Onların telaşlarına telefon görüşmelerimizde ve yazışmalarında şahit olduk. Her birine, tüm temsilcilerimize, tüm dostlarımıza tek tek teşekkür ediyorum. Yarışmaya kayıt olan, yarışmaya katılan herkese teşekkür derim. Güzel bir organize. Merkezi ekipte başta başkanımız olmak üzere icrada bulunan tüm arkadaşlara, tüm kardeşlerimize teşekkür ediyoruz. El birliğiyle daha güzel çalışmalarda vatanımıza milletimize faydalı olabilmek, hayır dualarını alabilmek için el birliğiyle çalışabilmek ümidiyle…”sözlerini sarf ederken bu organizasyonun arka planında ne emeklerin verildiğinin ip uçlarını veriyordu.
Kapanış konuşmasında son söz verilen icra heyeti başkanı Hayrettin Küçüksoy beyefendi de;
“Ben duygularımı bir anektotla anlatmak istiyorum. Ufka Yolculuk denilince akla okumak geliyor. Okumak denince kitap geliyor. Kitap denince de kütüphane akla geliyor. Osmanlının son döneminde yaşamış büyük bir şahsiyet Ali Emiri. Millet Kütüphanesine 14 bin cilt el yazması kitabı bağışlayarak Millet Kütüphanesinin kurucusu olmuştur. Bunlar arasında dünyada tek nüshası bulunan Divan-ı Lügat-ı Türk Kaşgarlı Mahmut’un eserini bugün kültürümüze kazandıran şahsiyet. Bu şahsiyet bir kitabı kitapçıdan aldığında değeri kendisi biliyor ve kitapçı herhangi biri geldiğinde belki kitabı bir akçeye verecek Ali Emiri gelince üç akçe diyebiliyor. Çünkü ne dese alacak. Ali Emiri de devletten maaşlı bir emekli memuru ve Diyarbakırlı. Maliyede falan çalışmış biri. Emekli maaşını hep kitaplara ayırmış biri. Bu kitap alırmış koltuğunun altında acaba kitapçı vaz geçer mi diye bir endişeyle yürürmüş. Kitapçı da ya şimdi acaba pazarlıktan vaz geçer mi diye düşür hemen gitse diye beklermiş. Saray erkanından bu kitapları alabilmek için harçlık borç alarak verdiği emeklerle bu kütüphaneyi oluşturmuş. Yahya Kemal merhum hayatında çok az kişiye şahsen şiir yazmıştır. Bunlardan birisi de Ali Emiri’dir. Yani bunun hizmetini, yaptığı işleri övücü birçok beyitler söyledikten sonra en son kendini aciz hissederek diyor ki;
‘Ya Fahr-i kâinat! Sen takdir eyle ecrini, Divan-ı kibriyada bu şark encümeninin.’ Ne söylesem aciz kalıyorum. Rasulullaha havale ediyorum. Allah indinde o şefaatçisi olsun. Onu arzuladığı makama ulaştırsın diyor.
Biz de burada ödüller verdik ama asla kardeşlerimizin emeklerinin karşılığı olamaz. Alla indinde gerçek ecirler orada. Yaptıklarımız belki o güne bir nişanedir, bir işarettir diye düşünüyoruz. Ben hem ekibimize hem takım liderlerimize, hem yarışmaya katılanlara, başarı kazanan ve kazanmayanlara tüm kardeşlerimize şükranlarımızı arz ediyorum.” diyerek duygu ve düşüncelerini ifade ederek yarışmanın ne derece kıymetli olduğunun altını çizdi bir yerde.
Kaybedeni olmayan bu yarışmanın 14’sünde buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.
Mustafa SALİM
5 Nisan 2026 ANKARA