MAHİR KILIÇOĞLU mahirkilicoglu@hotmail.com

ÖĞRETMENİ GÜÇLENDİRMEK

02 Nisan 2026 Perşembe 11:00

Öğretmenlik mesleği belki tarihinin en kötü yıllarını yaşıyor. Öğrenci merkezli eğitim meselesi eğitim yöntem ve tekniklerinde öğrencinin bireysel özelliklerini dikkate alarak yapılan öğretime denirdi. Bugün gelinen noktada öğrencinin egosunun şiştiği, öğretmenin ötekileştirildiği, bilmemezlik ve hatalarla suçlandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bakanlığın öğretmenlere yönelik şiddetin daha ağır cezalarla karşılanmasına yönelik takdir edilen çalışmasına rağmen öğretmenlere yönelik şiddet beklenildiği gibi azalmamış görünüyor. Bakanlığın öğretmenlere atılan iftiraların takibinin yapılarak suç duyurusu konusu edilmesi yönündeki çalışmaları henüz yeni. Dolayısıyla sonuçlarını almak için biraz daha beklemek gerekiyor.

Millî Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz Aralık yayında gönderdiği bir yazıyla öğretmenlere atılan iftiralara karşı mülki idarenin savcılıklara ihbarda bulunmasını istedi. Bunun temel nedeni, öğretmenlerin, mesleklerini yerine getiremeyecek kadar şikayetlerle bunaltılmasıdır.

Kendi başıma gelen olayla anlatayım; aynı gün arka arkaya gelen veliler, bize zorbalık yaptılar. Hele biri hiç sözden anlamıyordu. Biz açıklıyoruz;

“Bakın bu konuda kurul toplantı yapacak, siz kurul kararını beklemek zorundasınız” diyoruz. Veli buna rağmen saat 11:00’da başlayan bir randevuyu 12:30 olduğu halde bitirmedi.

Ayağa kalktım, odamdan çıktım. Veliye;

“Benim yapacağım iş ve işlemler bitti, sizin taleplerinizi aldım, lütfen artık gidin” dedim ama veli ne susuyordu ne gidiyordu. Aynı talepleri sürekli yeniliyordu. Tekraren gitmesini rica ettim. Etrafıma meslektaşlarım da toplandı. Veli öğle arasını geçmeye yaklaştığı halde gitmişti.

Bu zorbalık, gördüklerimizden en hafifiydi. Ortaokuldaki çocuğu diğer çocuklara şiddet uygulayan, okula kesici delici aletler getiren veli, “Benim çocuğuma karışamazsınız” deyip çocuğunun davranışlarının sorumluluğunu almadığı gibi, öğretmenleri tehdit etmiş.

Rehber öğretmenler çocukla ve veliyle defalarca görüşmüşler, tutanak tutup okul yönetimine vermişler. Okul yönetimi veli karşısından çaresiz kalmış.

Bu veli çocuğuna daha o yaşta evde çilingir sofra kurar içki içtirirmiş. Çocuk okulun önündeki sokakta bir başka arkadaşını bıçaklayıp öldürene kadar bu süreç devam etmiş. Okul dışında gerçekleşen bir olay için, okulda soruşturma açılıyor. Okul müdürü ve rehber öğretmenler önce açığa alınıyor, sonra başka okula sürülüyorlar.

Bakanlık ne öğretmenin ne de okul yöneticilerinin arkasında duruyor. Öğrencinin davranış problemine öğretmen sert uyarıda bulundu diye veli okulu basıyor. Öğretmen görevi gereği çocuğun davranışına kızıyor, çocuğumun psikolojisi bozuldu diye veli öğretmeni şikâyet ediyor.

Şikâyeti bırakın saçma sapan şeylerde yapılıyor. Bir veli psikolojisini bozdu diye okul müdürü hakkında mahkemeden uzaklaştırma kararı aldırıyor. 6284 sayılı kanun gereği müdür çocuğun gelişimine zarar verdiği için okula gelmekten mahkeme tarafından men ediliyor. Üstelik bu kararı alan mahkeme bir defa bile müdürün ifadesini almamış. Ayrıca 6284 sayılı aile ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu, eğitim öğretimin düzenlenmesiyle ilgili değil. Ortada ne aile var ne kadın… Mahkeme çocuğu kadın yerine, müdürü aile üyesi yerine koymuş galiba…

Benzer bir olay da yine aynı okulda başka öğretmen için de yapılmış. Bu olay başkent Ankara’da meydana geliyor.

Sınıfta çocuğa yan gözle bakamaz olmuş öğretmen. Çocuk önündeki arkadaşının saçını çekiyor, ceza vermeyi bırak kızamıyorsun, “psikolojisi bozulur” diyorlar.

Lisedeki kız öğrenci sırasının üstüne ayaklarını atıp gerile gerile oturur, öğretmen görmezden gelmek zorundadır. Çünkü maazallah öğrencinin taciz iftirasına uğradı mı meslekten ihraç edilmeye kadar giden bir sürecin içinde bulur kendini. Çünkü müfettişler delillere ve şahit beyanlarına değil bir kişinin beyanıyla üstelik taciz gibi ne olduğu tam belli olmayan, geniş ve muğlak ifadelerle insanları çok ağır cezalara uğratıyorlar.

Bir kişinin beyanıyla ancak kişinin kendisiyle ilgili taleplerini yerine getirebilirsin, başkasını cezalandıramazsın. Türkiye’de bir kişinin beyanıyla insanlar ağır cezalarla cezalandırılıyor.

Çocuk bile bilir bunu, eğer biri hakkında bir şikâyet varsa, şikâyet edilenin beyanı alınır, deliller toplanır sonra ceza verilir.

Y: “Öğretmenim, Zafer bana vurdu”

Ö: “Zafer arkadaşına neden vuruyorsun

Z: “O da bana vurdu öğretmenim

Ö: “Öyle mi Yasemin

Y: “Ama öğretmenim o da bana dil çıkardı

Ö: “Hadi birbirinizden özür dileyin, bir daha da kavga etmeyin

Anaokulundaki çocuk bile bilir bu diyaloğu. Kimse bir kişinin beyanıyla cezayla karşı karşıya kalmaz. Olması gereken de bu. Düşünsenize, Zafer’in ilk şikâyet edildiğinde doğrudan ceza aldığını;

Y: “Öğretmenim, Zafer bana vurdu

Ö: “Zafer hemen anneni buraya çağırıyorum,”

Z: “Öğretmenim ama beni de dinleyin

Ö: “Hayır sen suçlusun, annene söyleyeceğim seni” (öğretmen çocuğa kızamıyor, anneyle tehdit ediyor)

Öğretmen ceza veremez, kızamaz. Bu durumda veli geldiğinde sorun nerelere gider siz hayal edin.

Kendi çocuğum nedeniyle okula çağrıldım. Bana anlatılan sorun okulda halledilebilecek, çocuklar ilişki içinde çözülebilecek bir durumdu. Sorun çocuğun davranışları, çözüm öğretmenin elinde, kızılması ve ceza verilmesi gerekiyorsa öğretmen verebilmeli.

Daha önce 8. sınıftaki çocuğum yazdığı kompozisyon nedeniyle öğretmeni tarafından ağır şekilde cezalandırıldı. Çocuk kompozisyon yazmış, kimseye hakaret etmemiş, kalemi güçlü, anlatacağı şeyi yazıp birilerinin maske taktığını söylemiş. Yazısı aslında bir suç içermiyor. Öğretmen beni aradı, çocuğumun yazdıklarına çok öfkelendiğini, bu nedenle kompozisyona sıfır verdiğini söyledi.

Çocuk öğretmeni çeşitli duygulara sevk edecek kadar bir şeyler yazmışsa meramını güzel ifade etmiş demektir. “Takdir sizin hocam” dedim ve konuyu kapattım. Öğretmen üzerinde baskı kurmanın anlamı yok, buna yeltenen de istediği sonucu elde edememeli.

Bugün geldiğimiz noktada öğretmenlerin çeşitli baskılar altında olduğunu görüyoruz. Bir defa artık, aynı zaman birer öğretmen olan okul müdürlerinin yetkilerinin ve yetkinliklerinin artırılması gerekiyor. Öte yandan okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin müfettişler tarafından eğitsel teftişe tabi tutulmaması gerekiyor. İdari soruşturmalar Demokles’in kılıcı gibi öğretmenlerin kafasında sallanıp durmaktadır.

Öğretmen mesleki olarak güçlendirilmelidir. Yargılamadan, not vermeden, performansını takip edip gerektiğinde hizmet içi eğitimlerle destekleyerek güçlendirmek gerekiyor. Bunu müfettişler yapamaz, bu ayrı bir düzenleme ile yapılabilir ancak.

Bir defa öğretmenin sınıftaki otoritesini güçlendirecek haklar ve sorumluluklar verilmelidir. Ne olduğu belli olmayan şiddet ifadesinin mef’uli ve faili konumuna öğretmeni sokmadan onu mesleğini yapacak esnekliğe ve rahatlığa kavuşturmak gerek. Bu da yetkin ve yetkili idareciler ile eğitim uzmanları eliyle yönetilecek bir sistem kurulması şeklinde olabilir.

Konu aslında çok boyutlu ve çok yönlü. Öğretmenleri güçlü ve donanımlı olan ülkeler her zaman kazanır. Öğretmenin gücü ve yetkinliği mesleki donanımından kaynaklandığı gibi yasal ve sistemsel düzenlemelerle de ilişkilidir. Günümüz öğretmenleri geçmişe göre mesleki olarak daha eğitimli ve donanımlıdır. Mesleki donanımı olsa bile yasal ve sistemsel düzenlemeler olmazsa öğretmeni tıpkı bugün yaşandığı gibi mesleğini sağlıklı şekilde icra edemeyecek hale getirmiş oluruz.

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #